Ölümsüz Kimlikler
Okuduğum bölüm olan sosyolojinin bir dersinde vize sınavları için Amin Maalouf isimli Lübnan’lı yazarın “Ölümcül Kimlikler” adlı kitabından sorumlu tutulmuştuk.
Okuduğum bölüm olan sosyolojinin bir dersinde vize sınavları için Amin Maalouf isimli Lübnan’lı yazarın “Ölümcül Kimlikler” adlı kitabından sorumlu tutulmuştuk. Yazar bu kitapta kimliklerin aslında önemli olmadığını, klişe bir tabirle insan olmanın önemli olduğunu vurgulamaktadır. Ayrıca, kendisinin önemli gördüğü bu unsuru devletler benimserken yapılan çok yanlış bir şeyi de dile getirmektedir. Bu yanlış, beynelmilel bütünleşmede, yani insanların fikir, kültür, görüş bakımından küresel bir yapıya bürünmesi sırasında gerçekten ortak bir şekilde değil de, belli bir yöne doğru hareket etmesidir.
Ben de bu kitabın kimliklerin önemsiz gösterilmesi dışında büyük çoğunluğuna katıldığım için “Ölümcül Kimlikler” yerine, “Ölümsüz Kimlikler” başlıklı bir yazı yazmaya karar verdim. Çünkü, bireyler artık benimsedikleri siyasi görüşü gerçekten esasları doğrultusunda yaşamamaya başlamışlardır.
Laiklik örneğiyle başlangıç yapalım. Laiklik kelimesinin anlamını kime sorsanız resmi dini olmayan devlet, devlet işleriyle din işlerinin karıştırılmaması veya devletin dinlere tarafsız bakması olduğunu söyleyecektir. Bu durumu gerçekten böyle gören insanlar çok ama bir de bunu dinsizlik olarak algılayanlar da çok.
Bir ara İstiklal Caddesi’nde sarıklı, cübbeli gezen bir adama bir kadının “Sen burada böyle dolaşamazsın, burası Türkiye, laik bir ülke!” diye bağırdığına şahit oldum. O tür bir adamın taksimde ne işi olduğu ayrı bir mesele de kadının laikliği o şekilde tarif etmesi, laikliğin gerçek esaslarını artık taşımadığını göstermektedir.
Hani laiklik devletin dinlere tarafsız bakmasıydı? Devlet dinlere tarafsız bakıyorsa senin de bakman lazım, o adamın giyinişine saygı göstermen lazım. Nasıl ki, o senin giyinişine saygı gösterip sana sözlü tacizde bulunmuyorsa, sen de aynı şekilde karşılık vereceksin. Yoksa laiklik senin için bunu ifade etmiyor mu? Laiklik senin için dinsizlik mi demek? Yoksa dinsizliği yayma uğruna laikliği bir araç olarak mı kullanıyorsun?
Başka bir örnekte 6 senelik muhterem sınıf arkadaşımın sosyal medyada 60’ların Türkiye’si ile 2015’in Türkiye’sinin birer fotoğrafını paylaşıp birincisinde başı açık kadınların olduğuna, ikincisinde ise tesettürlü kadınların olduğuna dikkat çekerek “Dünyaya zıt yönde giden tek ülke Türkiye” şeklinde bir yorumda da bulunmuş. Sonrasında da eski Yunan öğretmenlerimizden birinin “60’lar daha iyi” yorumu üzerine, “özgürleşmek istemeyen ülke” gibisinden bir yanıt verdi. Kusura bakma da, benimseyedurduğunuz Batı yıllardır kendi kültürünü yaşıyor. Onlar özgürleşmeyi kendi kültürünü yaşamak olarak görürken, siz onlara özenerek mi özgürleşeceksiniz, yoksa kendi kültürümüzü yaşayarak mı?
Ayrıca burada, sen Allah’ın emrini direkt olarak inkar etmiş oluyorsun. Bir müslüman Allah’ın emirlerini yerine getirmeyebilir, bu durumda günahkar müslüman olur ama sonuçta yine de müslümandır. Fakat, sen Allah’ın emrini özgürleşmeye zıt bir olgu olarak görüyorsan imanın ciddi anlamda tehlikeye girmiş demektir.
Şimdi olaya kuşbakışı bakalım. İnsanlar, küreselleşerek özgürlüğe ulaşacaklarına inanmaktadırlar. Bunun yanlış olduğunu söyleyemeyiz. Ancak, insanlar gerçekten küreselleşiyor mu, yoksa Batı’lılaşıyor mu? Bence küreselleşme diye bir şey yok. İnsanların yaptığı tek şey Batı’lılaşmak. Çünkü, küreselleşmek Ortadoğu’nun Avrupa’dan esinlenirken, aynı zamanda Avrupa’nın da Ortadoğu’nun bazı kültürlerinden esinlenmesini gerektirir. Mesela, yemek yerken bıçağın sağ, çatalın ise sol elde olması bir mecburiyet olarak görülmektedir. Halbuki, bu sadece bir örüntüdür ve günümüzde de bir çok millet bu kültürü benimsemiştir. Bu kurala uymayan veya elle yemek yiyen ise toplumdan dışlanır hale gelmiştir. Oysa ki, uzak doğuda çubukla yemek yemenin kültür olması gibi bu da bir çeşit kültürdür. Fakat dediğim gibi, insanlar çağdaş bir yaşam yaşayarak özgürleşeyim derken, Batı’nın esiri olup çağdaş bir esaret yaşar duruma gelmiştir.
Şimdi Maalouf ve kendi görüşlerimin birleşiminden bir sentez meydana getirelim. İnsan dünyaya açılarak özgürleşebilir, dünyayı örnek alabilir, çeşitli toplumlarla iç içe olabilir, fakat ne zaman ki bu durum kendi kültürünü ayaklar altına alıp, başka kültürleri benimsemeyi gerektirir hale gelirse bunun adı bundan sonra özgürlük değil esaret olacaktır.